Laklak.Org

Geri Git   Laklak.Org > >

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 09.Haziran.2019, 03:00
DeepNight DeepNight isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderator
 
Üyelik tarihi: 09.Haziran.2019
Mesajlar: 0
Standart Tesadüf Üzerine

Öncelikle merhaba.
Forumda yeni bi şey başlatalım dedik, bir öykü yazıyorum her gün bir part paylaşacağım sizlerle. Umarım okuyan olur, umarım görüp yazmaya karar verenler olur. Böylece forumumuzun yeteneklileri çıkar ortaya, çok da var.
Not: Yeteneğim yok.





*****



Emre Gökçe.
1993’te çağdaş dansa tepki olarak doğdu… Bizlerden biraz farklıydı. Doğuştan şanslıydı herif.

Elif Gökçe.
1995’te imkanları kısıtlı çiftçilik yapan bir babayla dikiş nakış yapan annenin 4. Çocuğu olarak dünyaya geldi. Bizden biriydi.

Birbirinden habersiz iki insandılar. Tek bağları soyadları. O da sadece ‘benzerlik’ti…


8mart 2010, akşam 8suları.
Bir aydır açılmayan facebook hesabını açtı Elif.



Kimseyi kabul etmezdi, 35istek vardı hepsini teker teker reddederken, bi ad takıldı gözüne.
''Emre Gökçe''…

Akrabadır belki diyerek kabul etti. Emre açık değildi. Biraz araştırdı bilgiler resimler derken, hiç biri bir şey çağrıştırmıyordu. Silmedi yine de, sayfasında gezerken beğenilerine bakılırsa kültürlü görünüyordu. Ortak noktaları çoktu. Queen Coldplay vs.den araya karışmış türk sanat müziğine kadar , takımdan tut sevdikleri filmlere kadar uyuyordu zevkleri. İlgisini çekmişti bizim Elif’in. Fotoğraflarına gelince, ağzı açık kalmıştı, kültürlü olduğu kadar yakışıklıydı, ama biraz züppe tipi vardı. Elif ne desek, hoşlanmazdı böyle tiplerden. Direk postayı koyardı ama bu sefer öyle olmadı, ilk önce beğenilerine bakmasından kaynaklı olsa gerek, tesellilerini düşünüyordu. Merak da etmişti. Kapattı bilgisayarı, her zamanki gibi yatağına geçti müzikçalarını aldı çıkan her şarkıda o aklına geliyordu.

‘Bu gece rahat uyuyamayacağım’dedi Elif…

Sabah bahçelerindeki horozların ötüşüyle uyandı bütün aile. Annesi yumurtaları haşlıyor,evin ikinci çocuğu Zeynep’se yardım ediyordu annesine. Babası namazını kılıyor, 1 ve 3numaralı abiler de sabahın bu vaktinde bilgisayar başında yenişiyorlardı, bir aydır yoktu ya şimdi acısını çıkaracaklardı.
Mutfaktaki Ayşe teyzemizden gelen ses:

‘’kazık kadar oldunuz, sırayla oynayın kaçmıyor bilgisayar’’…

Elif önceden yokluğunu hissetmemişti hiç bilgisayarın, normalde de çok ilgilenmezdi. Arada bir girerdi. Ama şimdi farklıydı. Emre’nin açık olma ihtimalini düşünüyordu, akşam yoktu ya çocuk gündüz girer diye düşündü. Saatin erkenliğinin farkında olmadan, bilgisayarın başında duran abilerinden istedi. Hoş hiç de verecek gibi durmuyorlardı ya, iki kavga eden kardeşin arasına üçüncüsü de girmişti. Aralarında anlaşamazlarken sebep versinler? Ama öyle olmadı, kardeşleri ilk kez onlardan bilgisayar istiyordu, önemli bi şey vardır ki istiyor diye düşünüp annelerinin de desteğiyle başından kalkıp bahçeye koştular derken top sesleri gelmeye başladı bile.

‘’Evladım yavaş oynayın’’…

Hemen adresini şifresini yazdı derken girdi, ama Emre kapalıydı.

‘’S alak Elif’’ dedi kendine, ‘’ k.çında pireler uçuşuyordur onun, ne de olsa şehirli çocuk gece alemlerine akıp öğlene kadar uyuyanlardandır. Ne umuyorsun ki’’…

Sanki bir şey olacak gibi, yine profilinde dolaştı ve suratı asık bi şekilde kapattı. Kahvaltı sofrası hazırdı, herkes toplandı. Canı bir şey aş istemiyordu. Az da olsa yedi ve kalktı. Saat daha 9du.

‘’off vakit de geçmiyor’’…

Kim bilir kaçta girerdi, biraz kitap okuyayım dedi. Henri Charriere ‘Kelebek’. Sayfalar geçiyor, vakit bir türlü geçmiyordu. Ama kitap da eskisi gibi ilgisini çekmiyordu, boş boş bakıyordu cümlelere.

Saate baktı, 10u çeyrek geçiyordu. N’apsam vakit geçsin diye düşünürken, annesi seslendi :

‘’bahçeyi yıkayıver teyzenler gelcekmiş’’

Bu işten her gün nefret ederken, şimdi vakit geçmesi için her şeyi yapmaya razıydı. Bunu da halletti, yarım saat de böyle geçmişti. Annesine ikramlar için yardım etmeye koyuldu, şeker eksikti. Elif bakkala gitmeyi sevmez diye Zeynep’i yollardı annesi, bu sefer Elif atladı.

‘’ben giderim’’ …

Ordan da 15 dk geçse onun için kardı. Gitti bakkalda komşularının kızı Dilek’le karşılaştı onunla biraz muhabbet ettiler, sonra şekeri alıp eve döndü. Bir yarım saat daha geçmişti. Keki çırptı fırına attı, aile arası günlük sohbet de geçti artık saat 12’ydi. ‘’Girmiştir heralde bir bakayım’’ dedi, açtı, açıktı. Derhal sohbet penceresini açtı tam yazcaktı ki

‘’Napıyosun Elif’’ dedi kendine, ‘’kızlar ağır olmalı’’ …

Beklemeye karar verdi, 3dk 5dk 8 9 12 15 17 derken dayanamadı ve yazdı.

‘’tanıyamadım?’’

3dk sonra yanıt geldi.

‘’tanışmadığımız için olabilir mi ! ‘’




*****





Elif bi duraksadı. Çok sinir oldu, bir yandan da kendine söyleniyordu.

‘’Al Elif sana yanıt , züppe herif işte , nolcak’’…

Ne yanıt vereceğini düşünüyordu, ne yanıt verse de dumur olsaydı Emre. Hırs yaptı. Aradan dakikalar geçti , Elif dalmış ne yanıt vereceğini düşünüyordu ki
Emre’den bir yeni mesaj daha geldi.

‘’Sanırım yanlış bi başlangıç oldu.’’

Elif hala ne diyeceğini bilemiyordu. Bir yanı ‘’Onu dumur etmeliyim’’ derken, diğer yanıysa ‘’Bırak bu sevdayı Elif, herif adım attı işte’’ diyordu. Diğer yanını seçti ve yanıt verdi. Aslında düşünülmüş bi yanıt değildi. Sadece o an onun için bi geçiştirmeydi.

‘’Tanımıyorum seni’’
‘’Ben de ‘’
‘’Eee o zaman?’’
‘’Eee si sağlık ’’

Elif iyice sinirlendi, resmen dalga geçiyordu. ‘’Sakin olmalıyım sakin olmalıyım’’

‘’Normal konuşmaz mısın sen?’’
‘’Bugüne kadar anormal olduğumu söyleyen ilk kişisin. İlginç bir başlangıç, farklı eleştiriler, ilkler. İlginç gerçekten’’
‘’Söylemeyenler içinde tutmuşlardır kati ! ‘’
‘’ (: çok tatlısın ‘’
‘’Bense bunu ilk kez duymuyorum. ‘’

Verdiği yanıt onu tatmin etmiş olacak ki Elif’in yüzünde gülümseme belirdi. Sonunda kendine göre Emre’ye ‘kapak’ yapmıştı. Emre’yse gülüyordu, Emre’nin de ilgisini çekmişti bizim köylü güzeli Elif. ‘agresif ve bir o kadar tatlı kız’… İlk kez kötü noktalarını yüzüne vuran biri olmuştu, o pohpohlanmaya alışkındı, Emre Gökçe dedin mi herkes düğme iliklerdi. Bu yaşında bi adı vardı onun, ne de olsa doğuştan şanslıydı herif, babadan zengindi. Para varsa güç sende, önüne insanları eğdirirsin ya, kendine bu yüzden güveniyordu çok, laf eden olsa arkasına güvenir hır gür çıkarırdı. Peki ama şimdi sebep ses etmiyordu? Karşısında kolay bi kız vardı.’’ Hayır hayır’’ dedi Emre, ‘’o kolay değil’’ …

İkisinin de aralarında karşı koyamadıkları bir şeyler olmuştu, Elif nefret ediyor, Emre’yse kime çattım ben diyordu , ‘’tatlı bela’’ …

İkisi de dalıp gitmişti, tam 22dk geçmiş, Emre hala yanıt vermemişti. Annesinden gelen sesle kendine geldi .

‘’Hasta mısın annecim bugün çok dalıp gidiyosun’’

Hiç içten değildi doğrusu. Oldu olası sevmezdi üzerinde kurulan şu soğuk ilgiyi. İlgilenmiş görüntüsünü demeli ya da. Hiç arkadaş olamamışlardı aile arasında, tek çocuktu, her istediği yapılıyordu, yediği önünde yemediği arkasındaydı. Her istediği yapılan insan mutsuz olur mu? Oluyordu, her şey samimiyetsizdi çünkü , resmi bi aileydiler. Aslında dışardan göründüğü gibi züppe biri değildi Emre. O da istiyordu küçük bi ev , bi kardeş, evde akşamları şirketin durumunun konuşulduğu değil de , aile arası gırgır şamata geçen zamanları istiyordu. Sabahları hizmetçinin kapıyı çalıp uyandırmasını değil de, kardeşinin sesiyle uyanmak, içten bi sofraya oturmak. Bir yandan da diyordu , ‘’saçmalama Emre bak keyfine işte karışan yok eden yok kafan rahat’

Doğrusu mu ? O da pek bilmiyordu ne istediğini.

‘’iyiyim anne’’…

Sohbet penceresini yeniden açmış olacak ki , Elif’in çıkmış olduğunu gördü. Yüzü asıldı, profiline girdi, bilgilere vs.ye daha hiç bakmamıştı. Önce duvarında bi göz gezdirdi. Üç beş vaziyet paylaşımı, beğenen 5 6 kişi vardı, içten geliyordu. Emre değil miydi böyle insanlarla dalga geçen? Nedense şimdi ilginç gelmiyordu, ordan bilgilere bakayım dedi, girdi. Hayranı olduğu müzik gruplarının hayranıydı, en listesindeki filmleri beğenmişti.

‘’vay be bizim köylü kızına bak’’ …

Ordan en can alıcı yere –resimlerine- girecekti ki , karşısına çıkan yazı.

‘’Elif sadece bazı bilgilerini herkese açık olarak paylaşıyor…’’

‘’Hah, Al bir de burdan yak’’ dedi kendi kendine.

Bir yandan oflarken bir yandan profilinden çıkmış olacak ki, Elif açmıştı. Sohbet penrecesini açtı, kendisi yazacakken, Elif'in yazıyor olduğunu gördü.




*****





‘’Hiç bi şey yazmamış olsan da ben yine de havadis, bilgi, salık vermeden çıktığım için kusura bakma diyeyim.. Teyzemler geldi misafirliğe , karşılamak için birdenbire kapatmak durumunda kaldım, şimdi de kuzenimi oyalıcam, sonra konuşuruz ‘tabi yazarsan’ görüşürüz. ‘’

Bu kız bir defa olsun iğnelemeden konuşamaz mıydı? Düşüncelerini dile getirecekken Elif çıktı. Sinirlensin mi , kızın mesaj beklediğini gelmemesine karşı ettiği sitemden bi şeyler mi çıkarsın kendine bilmiyordu. Şimdi çevrimdışıyken yazsa mıydı? Yoksa onun cevabını beklemeden kapattığı gibi, o da takmasa mıydı onu? Ama Elif uzun süre beklemişti bundan önce. O anki kararsızlıkla klavyeye sarıldı, düşünmeden yazdı.

‘’Ne yanıt verceğimi bilemedim, bu zamana kadar beni yazdığı şey karşısında duraksatan kimse çıkmadı karşıma, ne diyeceğimi düşünüyordum… Hep iğnelemek zorunda mısın? Neye çattım ben ya. Neyse görüşmemek üzere. ’’

Elif kuzeniyle uğraşıyor, kardeşleri her zamanki gibi bilgisayar başında oyun oynuyor, annesiyse teyzesiyle köyden ahbaplarının kızının dedikodusunu yapıyorlardı.

‘’Arzu devamlı şehre gidip geliyomuş diyolar, bulmuş heralde birini’’
‘’Bulmuştur valla, çok şey duyduk bizde, ama anası babası örtüyo kızının b.kunu , ne vakit mevzu, bahis kızına gelse değiştiriveriyolar ‘’
‘’Bulsa nolcek kıııı, ne oturmasını kalkmasını bilir, ne aş yapmasını. Yarım dönüm bostan , yan gel Osman ! Ne vakit gitsem yayılmış yatıyor. Ondan gelin mi olur hiç, kocası iki günde boşayıverir valla’’
‘’Öyle anacım, iki karış bi sele arası yağlı dere, ben de çok denk geldim, gelince de hiç istifini bozmuyor vallahi ’’
‘’Amaaan neyse bırak sarı yellozu , Fatmagillerin gelin de hamileymiş duydun mu’’
‘’Hadi kııız valla mı, hiç duymadım bak naha kör olmasın emi hiç söylemiyolar’’
‘’Ben de Hasan’dan duydum kahvedeyken söylemiş Fatma’nın kocası, dede oluyom gayri demiş, bizim Hasan da yetiştirdi derhal ’’
‘’Gelsin de sorarım ben ona, insan söylemez mi kıı’’


Diye devam eden konuşmalar sırasında, Ayşe teyzenin kocası Ahmet amca da eve gelmişti.

‘’Hanım hanım, bırakın artık elalemi çekiştirmeyi’’…

Teyzeleri Ahmet amcanın gelmesiyle ‘kalkalım biz artık’ dedi

‘’Evde daha aş hazır değil, yemeğin adı da belli değil, amaaan dolapta da bitti kışlıklar ne yapcem yaza kadar bilmiyom’’
‘’Kal Hasan’ı da arar Ahmet beraber yiyelim’’
‘’Yok Hasan yorgun geliyo şimdi , başka vakit haberli geliriz’’
‘’Peki madem kalkın ne diyelim, öneri var ısrar yok’’


‘’Görüşürüz Ahmet abi, görüşürüz Elif , gel her zaman, Buse de özlüyo seni abam nerde abam nerde diyo her gün’’

Elif iri bi öpücük kondurduktan sonra Buse’yi teyzesine bırakır, kapıya kadar geçirirler, kapıların kapanmasıyla evi sessizlik bürür. Ayşe teyzeyle Elif mutfağa sofrayı kurmaya gider. Ahmet amcamız da namazını kılmaya. Yusuf’la Salih de hala bilgisayar başında oyuna dalmışlar gelenden gidenden haberleri yok hiç. Ahmet amcanın her vakit yaptığı gibi onlara sessizce yaklaşıp ellerini çırpmasıyla , kendilerine gelirler, korkuyla karışmış tebessüm belirir yüzlerinde.

‘’Hadi kalkın bakalım çocuklar, annenize mesele yardım etcek bi şey var mı yok mu koşun bakalım hadi’’

Sofra hazır, Ahmet amcanın namazı bitirmesi beklenir, o arada bilgisayar başında da kimse yokken Elif ‘bi bakayım yanıt gelmiş mi’ diye düşünür.

Açar bakar ve bir yeni okunmamış mesaj!

Aceleyle açacakken ani hareketle kendisinin de anlamadığı tıklamasından dolayı karşısına bir sürü sayfa çıkar ve bilgisayar kendi kendine kapanır , babası da namazı bitirmiştir.

‘’Elif Yusuf Salih Zeynep hadi sofraya’’…




*****





Elif bilgisayarın başından isteksizce kalktı ve mutfağa yöneldi, herkes masada oturuyordu. Güzel bi sofra kurulmuştu, çorba olarak Elif’in en sevdiği mercimek çorbası vardı, o yapıldığında sofra daha kurulmadan annesinin mutfakta bulunmadığı müsait anlarda kaşıklardı ama bu kez gözü bile görmüyordu çünkü gelen mesajı düşünüyordu. Acaba ne yazmıştı. Yemeğini çarçabuk bitirip bilgisayarın başına geçti. Bilgisayarı açmayı denedi, olmucağını düşünüp bi yandan da olması için dualar ediyordu. İlk denemede açılmıştı, şükür ki bozulmamıştı. Sadece biraz beklemesi gerekiyordu, güncelleştirmeye hazırlanıyordu bilgisayarı. O 5dakika bile geçmeyecek gibiydi. Güncelleştirmenin •’ i 89’u 70’i 65’i 57’si 43’ü derken güncelleştirme bitmişti.

‘şükür’

Hemen hesabını açmaya girişti, gelen kutusuna girdi.

‘’Ne yanıt verceğimi bilemedim, bu zamana kadar beni yazdığı şey karşısında duraksatan kimse çıkmadı karşıma, ne diyeceğimi düşünüyordum… Hep iğnelemek zorunda mısın? Neye çattım ben ya. Neyse görüşmemek üzere. ’’

Görüşmemek üzere ha ! Görüşmemek...

Böyle başlayan bi mesajın sonu, nasıl böyle biterdi ki? Egosu tatmin olurken Elif’in, bi anda yerlerde buldu. Ona çok kızıyordu.

‘Bu kadar basitti işte, uyuz herif. Kolay miydi be ..!’

Aslında kendine kızıyordu.

‘İğnele Elif iğnele, gördün işte n’olcağını, oh olsun sana, s.laksın sen s.lak ! Alem çeker mi senin tribini bilmemneni. Takıntısız herif işte, daha kim olduğunu sebep eklediğini bile sormadan göndermeyi başardın. Aferin Elif.’ Diye kendine söyleniyordu.
Emre her akşam 9dan 11e kadar süren dans kursuna hiç aralık vermeden tam vaktinde gittiği gibi, bugün de öyle gitmişti. Annesi o saltanatlarına müsait bulduğu onlarca ‘modern’ olan tango, vals gibi dans türleriyle ilgilenmesini istemişti hep. Emre’ninse içinde halkoyunları aşkı yatıyordu. Bir roman, bir Ankaralı, bir Efe yatıyordu onun içinde. Dans ederken her şeyi unutuyordu. Sıkıntı dert hiç bi şeyi düşünmezdi. Hoş ! Sıkıntısı derdi de yoktu ya… Kendisini unutuyordu aslında, özünü. Ya da annesinin kabul etmediği özünü Emre yaşatıyordu. Hepimizin içinde vardır ya, bir roman havası çaldığında içiniz kıpırdar, bir misket havası çaldığında omuzlarınız oynamaya başlar, bir harmandalı çaldığında kahraman gibi hissedersiniz kendinizi. İşte bunları annesi bastırmaya çalışıp inkar ederken, Emre’yse özünün tüm gereğini yapıyor ve yaşıyordu. O şatafatlı, özünden soyutlanmış görünen ailenin bireyi değilmişcesine, kendini unutuyordu dans ederken. Bugünse vaziyet biraz farklıydı, dans ederken kendisiyle yüzleşiyordu. Yanlış mı yapmıştı ki?

‘Görüşmemek üzere…’

Kendini alamıyordu bunu düşünmekten, dans hocasından bugün iyi olmadığını, oyuna odaklanamayacağını söyleyip ruhsat alıp çıktı.
Sakin bi kafeye gitti çevresinden kimsenin olmamasını dileyerek. Bir göz attı masalara, bırak çevresinden birini, kimse yok denebilirdi. Cam kenarında bi yere oturmayı tercih etti, çok kimsenin tercih etmediği bi yer olmasına rağmen manzarası güzeldi. Dalıp gitmişti, düzeltebilir miydi yaptığı şeyi düşünüyordu. Bi anlık sinirle duyguların karmaşasıyla saçma sapan şeyler yazmıştı. O ana kadar geçen konuşmalarda Elif’in tavrına bakılırsa. İnatçı birine de benziyordu, diğer karakteristik özelliklerinin yanında bir bu eksikti çünkü, bununla beraber kişiliği tamamlanırdı ama daha görmemişti bu özelliğini. Görmesine de çok kalmamıştı aslında…

‘Ne istersiniz?’

Emre garsonun sorusuyla dalıp gittiği düşüncelerden kendine geldi.

‘Eve gitmek’…

O varlıklı edasıyla, masaya 20lira bırakıp kafeden ayrıldı. Kafe eve yakındı, gitmesi çok vakit almazdı.

Elife bakarsak, bir hışımla yazdığı mesajın üzerinde uzunca süre atsam mı atmasam mı diye düşünüp, atmıştı.

‘Eklemeseydin Emre bey, ben mi ekledim ! Amacının benimle dalga geçip o yukardan baktığın hayatında eğlence yaratmak olduğunu biliyodum. Ama evet sen neye çattığını bilmiyodun ! Şimdi git başka yerlerde eğlence ara kendine. Sana yalvarcam sanıyosan da yanılıyosun. Görüşmemek üzere dedin basitti dimi? Ama ben öyle değilim, bekleme yani bay kibir ! Güle güle. ’


Şimdiyse ablasıyla muhabbet ediyorlardı. Emre de eve gelmişti, annesiyle babası evde yoktu, o kadim dostlarından biri sergilerine çağrı etmişti onları, annesinin ne giycem tasasından öğreniyordu Emre ailesinin ne gün nereye gideceğini.
Her gün eve geldiğinde duş alıp kişisel bakımını yapardı. Şimdiyse önce bilgisayarın başına geçmeyi tercih etti. Hesabını açtı gelen kutusunda her zamanki gibi üç dört mesaj vardı, onun gözü Elif’in ne yazdığını arıyordu. Açtı, o da başta Elif gibi ona kızdı, sonraysa kendine söylenmeye başladı. İnsanlara yukardan bakan, dalga geçen biri görünümü vermişti Elif’e. Aslında Emre’nin bu huyları olsa da, Elif’e karşı asla olmamıştı. Ne deseydi şimdi? Ne yanıt verebilirdi ki. Huylarını bir şekilde yansıtmıştı belli ki, hissettirmişti ona. Kendisiyle bir kez daha yüzleşmesini sağlamıştı, bizim deyişle o laf biraz koymuştu Emre’ye.

‘Bay kibir ha! Yine yaptın yapcağını be tatlı bela’ …

Ona kızamıyordu n’aparsa yapsın, dönüp dolanıp kendinde buluyordu hatayı. Elif’in yaptıklarınıysa hep tatlılık olarak görüyordu. Hiç tanımadan, adından birkaç zevkinden başka bi şey bilmezken o bi anda hayatının odağı olmuştu. Sahi sebep eklemişti ki onu ? Tabi ki soyad benzerliğinden. Ailesi hep bi köydeki akrabalarından bahsederdi Elif diye biri de geçiyordu aralarında. İki erkek kardeşin torunlarıydılar, bu kadar yakınken, hiç tanımıcak kadar uzak. Görüşmüyorlardı, ailesi her şeyi parayla kıyasladığı gibi, akrabalarını bile silebilcek kadar kibirli insanlardı. Emre merak ederdi hep. Elif Gökçe diye arama yaptığında bir sürü kişi çıkıyordu, nerden bilsin hangisi akrabaları. Bilgilerden illere baka baka 2kişiye düşürmüştü akrabası olduğu ihtimali olan ‘Elif Gökçe’leri.
Birisi hala arkadaşlık isteğini kabul etmemişti, birisiyse bizim Elif’ti. Ailesi Niğde Bor’da olduklarını söylerdi, bizim Elifse Niğde Yeniköy’deydi. Yani akrabası değildi.

Emre klavyeye sarıldı.

‘’İlk kez birilerine bi şeyleri açıklama gereği duyuyorum. Öncelikle sana kendimi yanlış aksettiğim için özür dilerim. Evet hayatı eğlenceden ibaret, dert sıkıntı düşünmeyen, halden anlamaz, hiç bi şeyi ciddiye almaz, kimseyi takmaz, hayatını yaşayan varlıklı kibirli bi insan olabilirim. Kendimle yüzleşmemi sağladın bunun için de teşekkür ederim. Dışardan böyle bi insan olarak görünsem de bu kadar duyarsız biri olmadığıma emin olabilirsin. İnsanların mutsuzluğuyla mesut olduğum da mutsuz olduğum da oldu. Acımasız olabilirim, hep güçlü durmak bunu gerektirdi ve böyle oldum ama gerçekten birine değer veriyosam eğer onu incitcek her şeyden sakınırım. Sen de o insanlardansın, nasıl oldu bilmiyorum ama oldu ve asla dalga geçmek gibi bi amacım yoktu seninle. Üzgünüm böyle görmene sebep olduğum için. Anlık sinirle görüşmek istemediğimi belirttim ve yine senden bi şey beklememiştim. Ne yalvartmak, ne senden eğlence yaratmaktı amacım, dediğim gibi sadece o an öyle hissedip yazdım. Şimdiyse böyle düşünmüyorum, tanımak tanışmak ve ilk kez kendimi birine anlatabilmek, özümü yaşayabilmek istiyorum. Sen farklısın ve ben bu farkı yaşamak istiyorum. Reddetmiceğini umuyorum. ‘görüşmek üzere’. ‘’



*****



Yazdığını defalarca okudu. Bir yanda son sese kadar açılmış müzik.



Anladım gidiyorsun daha öncekiler gibi
Hiç olmazsa son bir defa öp
Bu kadar zor mu seni sevdim bir zamanlar demek
Öyle zor ki yeniden sevmek

Yalnızlık eski bir ezber
Ayrılık alışkanlık
Sensizlik bana arkadaş bana eş
Bu kadar mağrur olma
İnan sen olmasan bile
Hayat devam eder, doğar güneş

Susma veda ederken
Biraz gül, bir şey söyle giderken
Gitme, derhal gitme kal
Biraz dur, daha erken…


Duygu karmaşası içindeydi, yaptıklarına mana veremiyordu. Bir yandan içinde güzel hisler, bi yandan Elif’in, bahanesini kabul etmiceğine dair tedirginlik vardı.

Elif’in sohbeti bitmiş, ablası uyumak istediğini söylemişti. Elif de kardeşleri de dışarda oynarken bilgisayarın başına geçti. Muhabbet sırasında hep aklındaydı zaten, ablası ilginç haline mana verememiş sormuştu ama anlatmamıştı Elif. Bir şeyler yazmasını beklemiyor, bir yandan da istiyordu. Bir yandan ona çok kızıyor asla affetmem diyor, bir yandan da onu ona çeken duygulara karşı koyamıyordu.

Açtı hesabını , bir yeni mesaj. Heyecanlandı. Okunmamış mesaja doğru tıkladığında karşısına çıkan uzunca yazıya çok şaşırmıştı , daha bi heyecanlandı ve derhal başladı okumaya.

‘Öncelikle sana kendimi yanlış aksettiğim için özür dilerim.’

Önemli…

‘Evet hayatı eğlenceden ibaret, dert sıkıntı düşünmeyen, halden anlamaz, hiç bi şeyi ciddiye almaz, kimseyi takmaz, hayatını yaşayan varlıklı kibirli bi insan olabilirim.’

Evet öylesin…

‘Kendimle yüzleşmemi sağladın bunun için de teşekkür ederim.’

Rica ederim hayret sen düşünür müydün böyle şeyleri…

’Dışardan böyle bi insan olarak görünsem de bu kadar duyarsız biri olmadığıma emin olabilirsin’

Tabi tabi. Eminim öylesin…

‘Gerçekten birine değer veriyosam eğer onu incitcek her şeyden sakınırım. Sen de o insanlardansın.’

Yalana bak…

‘Tanımak tanışmak ve ilk kez kendimi birine anlatabilmek, özümü yaşayabilmek istiyorum. Sen farklısın ve ben bu farkı yaşamak istiyorum. Reddetmiceğini umuyorum. ‘görüşmek üzere’

Çok geç kaldın. Biraz daha oynayabilceğini mi sandın?..


Böyle kendi kendine yorumluyordu yazdıklarını. Yanıt vermicekti tabiiki. Sadece durumlarında her klasik Türk kızı gibi ona göndermeler yapcaktı, bir yanıt vermemişken ondan yine mesaj bekleyecekti. Yazmadığı zamanlar için kızcaktı.

‘Bu kadar basitti işte, attın tuttun olmadı bırak dimi ya’ Diye düşüncelerle kendi kendini yicekti.

Profiline girdi. Ne düşünüyorsun kısmına tıkladı.



Ve paylaştı.

Emre Elif’in hesabını açtığını görmüştü, mesaj bekliyordu. Ama sonra haberler bölümünde ‘Elif durumunu güncelledi’ gönderisiyle karşılaşınca yanıt vermiceğini anladı. Önemsizmişim diye düşündü. Sonra durumuna bakıp yazdığının ona ima olduğunu anlayınca karışık duygular hissetti . Bi bakımdan onu kabul etmemişti üzüntülüydü ve hala ona inanmıyordu, ama onu takmıyor değildi buna seviniyordu. Kendini avutuyordu.

Elif yine yine Emre’nin yazdığını okuyor, yumuşamaya başlayınca derhal sayfayı kapatıyordu. Yazmasını istediği için bunu bekleyerek 1buçuk saatini bilgisayarın başında geçirmişti. Emre de aynı şekilde.

En son dayanamayıp yazdı.



Ve ‘enter’ !




*****




Elif çılgına döndü bu yazı karşısında. Gerçekler kimi böyle yüzüne vurulunca sinirlendirebilir ya insanı. İşin içinde Elif’in inadı da girince tartışma kaçınılmaz oldu.

‘Ne münasebet ! Ne beklicekmişim senin yazını? Şimdi silip engelleyerim bile !’

Sahi engelleyebilir miydi? Ya şimdi engelle o vakit dese! Napcaktı? Büyük bi endişeye kapılmıştı.

‘Allahım n’olur demesin demesin…’

Bunu söylerken beklenen yanıt gelmişti bile.

‘’Engelle o vakit ne duruyosun (:’’

Hem de dalga geçer gibi yazmıştı. O da biliyordu engelleyemiceğini.

‘Kahretsin!’ dedi. İçinden söylediğini sanıyordu ki su içmek için uyanıp mutfağa gelmiş olan annesinin duyunca sesi yanına gelip ‘n’oldu kızım?’ demesiyle anladı sesli söylediğini.

‘Hiiiiç..’
‘’Hiç falan değil öyle geçiştirmeye çalışma , ben anlamaz mıyım kızımın halini , bir şey olmuş işte anlat bakalım hadii‘’
Tatlı bi gülümseme belirdi annesinin yüzünde bunu söylerken. Sanki ‘evet kızın aşık oldu’ demesini bekliyordu. Munzur bi gülüştü.
‘’Hiç dedim ya ebeveyn ! Yok bi şey işte, oyun oynuyodum kaybedince öyle bi anlık çıkıvermiş ağzımdan. ‘’
‘’Öyle olsun bakalım. Sen de yat artık gözlerin yorulcak.’’
‘’Tamam anne..’’

O sırada bi mesaj daha gelmişti.

‘’E hadi ama neyi bekliyosun (:’’

İnat etti, onun beklentilerini karşılamıcaktı karşılamamalıydı. Peki ya kendisi n’olcaktı? Sırf onun tezini doğrulamamak için doğrusundan vazgeçiyordu. Bu düşüncelere ruhsat vermek istemedi. Profiline tıkladı, şikayet et/engelle bölümüne tıkladı. Ve



...

Emre de korku içindeydi ya inat edip engellerse diye, bunları düşünürken Elif’in çevrimdışı olduğunu farketti derhal profiline girmeyi denedi ama artık Elif Gökçe diye bi arkadaşı yoktu…

‘Kahretsin!’…

Peki ya şimdi n’apcaktı?

‘Dersen öyle engeller tabi kız s alak Emre. Şimdi nasıl toparlıcaksın? Toparla bakalım hangi söz kurtarıyosa şimdis seni söyle. ‘ diye kendi kendine konuşuyordu.

Elif mi? Onu engellediğinde profilini bi daha göremeyeceğinin bilincinde değildi, bakarım neler yaptığını neler ettiğini görürüm diyodu ama facebook her başa göre tarak vermiyodu. Gözleri doldu. Bi yandan söylediği, bi yandan ona olan siniri, bi yandan ona karşı hissettikleri ve bunun kabullenemeyişi… Hepsinin dışa vurumuydu o gözyaşı. Sadece konuşmalarını okuyabiliyordu artık.

Bilgisayarı kapatıp odasına geçti. Elif, müzikçaları ve yıldızlar vardı artık sadece. Gecenin kasveti üzerine çökmüştü sanki, geceleri zaten sevmezdi ama bu geceki kadar değildi. İlk kez birine aşık olmuştu ve bunu kabullenemiyordu, kabullenmek istemiyordu. Hep görüyordu çevresinde üzgün yüzler, aşk ne kötü şeydi ! Oysaki onu kötü yapanın insanlar olduğunu bilmiyordu, en yüksek mertebeye çıkaracak olanın da. Nerden bilsin ki? İlk kez birine karşı bi şeyler hissediyordu, ne demek olduğunu yeni öğreniyordu. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Zaten bu yüzdendir daha bir selam alıp vermeden, bi tanışma faslına girmeden bu kadar şey olmuştu.

Öğreniyordu. ‘Büyük aşklar nefretle başlar’...




*****




Emre Elif’i düşünerek sabahlamış, Elifse kardeşlerinin yüklediği bi programdan Elif’in ne yaptığını, kiminle ne konuştuğunu, nereye kaç defa tıkladığına kadar izlemelerinin ve ailelerinin öğrenmelerinin sonucunda hayatı bir gecede kararmıştı resmen. Her şey bilakis dönmüştü. Nasıl mı? Nasıl olduğunu o da anlamamıştı ama vaka şöyle gerçekleşti:

Annesinin bağırmasıyla uyandığında, babası Elif’in odasında volta atıyordu. Kalktığında ne olduğunu soramadan babasından bir tokat yedi. Hayatında bir fiske yememişti ailesinden. Şoke oldu. Ne diyeceğini bilemedi. Sadece eliyle yanağını tutup ağlamaya başladı. Konuşamıyordu, ‘baba n’aptım ben, sebep vurdun’ diye soramıyordu. Annesinin söylenişini duyunca anladı her şeyi.

‘Biz size erkek bul diye mi aldık onu kız he erkeklerle konuş diye mi aldık ? Biz sıkılıyonuz , herkes de var siz de yok diye aldık , aman insanlara karşı eksikli kalmayın diye aldık, utanmasın çocuklar dedik, yoku var ettik de aldık , sen naptın kız napıverdiiiin? Yazık şu emeklerimize yazık. Tüh gözün kör olmasın e’mi. Çocuklar dedi de inanmayıverdim, yapmaz Elif’im dediiiim yapmaz. Elif meğer ne b.klar yiyomuş da haberimiz yokmuş. Pileyboylara mı gidecen kız sen he? Yukarlarda mı gözün he? Onlar sana bakar mı sanıyon? Namusuna göz dikerler kız senin ! Bi gecede n’olduğunu anlamayıverirsin kirletirler kız seni ! Utanmadın mı hiç? Doğru söyle geçen gün şehre indiydin, onla’n mı buluştun yoksa kız? ’

16yaşındaydı ve bu zamana kadar hiç yemediği tokatın yanağındaki değil de o kalbindeki acısı, bu sözlerin üzerine tuz bazması o kadar canını yakmıştı ki. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Konuşsa kelimeler ağzından çıkamıyor, çıksa da zaten ne diyeceğini bilmiyordu. Tek bildiği ailesinden nefret ediyordu.

‘Susma kız konuş, ne haltlar yedin söyle ! Şerefimizi iki paralık ettin. Bizim çocuklarımız bizim yüzümüzü aka çıkarır derken, yüzümüzü düşürdün. Yazıklar olsun senin gibi evlada.'

Bu sözlerle babası bi tokat daha atmıştı ona. Gözlerinin önünde kırdı bilgisayarı, telefonunu istedi. Açık bi şekilde. Kontrol etcekti, kime ne gitmiş kimden ne gelmiş.

‘Bende kalcak bundan sonra. Ben bakcam mesajlarına, bi gelsin o edepsizden de mesaj, bulayım da konuşayım bakayım ne oluyomuş kız kandırmak. Akrabayız dedi de eve çağırdı demi seni? Ş erefsiz ! Hastaneye gidiyoruz bugün dosdoğru!’

Son söz tamamen yıkmıştı Elif’i. Dünyası başına yıkılmıştı sanki. Neyini gördüler de böylesine şeyler düşünüyorlardı. Bu kadar bağnaz olabilir miydi insanlar? Oysa geçen gün kızına sorduğunda ne kadar güzel yaklaşmıştı annesi. Öyle yaklaşıp ağzından laf alıp sonra böyle davranacaklardı demek. Ya kardeşlerine ne demeliydi? Ondanmış meğer Elif her girmek istediğinde bilgisayarın başından kalkışları. Başı dönüyordu, o çirkin sözler yankılanıyordu yüreğinde, tek sözcük edemiyordu, n’apcağını bilmiyordu. Tek bildiği o evden kurtulmak istediğiydi.





*****




Tabi ki bunların hepsi bi rüyaydı. Bilgisayarın başında uyuyakalmıştı, epeyce terlemişti gördüğü rüyadan. Uyanınca farketti. Gecenin bir yarısıydı, art uyumak isterdi bu saatten sonra başka n’apcaktı ama uyuyamıcağını biliyordu. Bu korkunç bi rüyaydı. Mutfağa gitti su içmek için. Hala içinde bi korku vardı. Gerçek gibiydi rüyası, rüya olduğunu anladı uyanınca ama hala bi ‘oh’ çekemedi. Rahatlayamadı. Acaba o n’apıyo diye düşündü.

Emre bilgisayar başında müzik dinliyor, o saatte facebook’ta karşılaşması nadir olmayan arkadaşlarıyla makara yapıyordu. Mutluluk rolü oynasa mesut olcakmış gibi , ama nasılsın diye soranlara verdiği her iyiyim cevabında ne kadar kötü olduğunu aklındaki Elif bi defa daha yüzüne çarpıyordu.

Çıkmaya karar verdi, o sırada eski takıntılarından birisi girdi ve yazdı. Nasılsın neler yapıyosun fasıllarından sonra kız aranmaya başladı. Eski günlerin konusunu açıp özlediğini belirtiyordu. Hiç çekemezdi onu normalde ama o an Elif’i bi süreliğine unutturduğunu farketti. Zaten Elif kendisi engellememiş miydi? O gitmemiş miydi?

‘Bırak suçluluk duygusunu Emre’ dedi kendine. Hiç bi şeyi düşünmeden yazdı Çağla’ya (eski kız arkadaşı).

‘Ya bi şey dicem yarın buluşsak ya. Eski günleri ya’d ederiz (: ’

‘Tabii.. Sebep olmasın, akşam 10da bizim evde o zaman(:’

‘Hay hay (:’

Elifse bilgisayarı kapatmış, odasında müzik dinliyordu. Bütün sözler yüreğine işliyordu sanki, her dinlediği şarkıda kendini buluyordu. Gözleri doluyor ama bi türlü dökemiyordu içindekileri. Böylesi daha da sinir ediyordu onu. Ezan sesini duydu. Kulaklığı çıkarıp, kalktı yataktan. Sabah ezanı da hep ürkütürdü onu. Bir de bayağı da sürerdi hani. Işığı yaktı, sanki ışık onu korucak gibiydi. Oturdu masasına bir şeyler karalamaya koyuldu.

‘Sevmek yetmez bazen… Sevmenin anlamı kalmaz. Öyle bi an gelir ki, düşünemez olursun. İnat mı gurur mu bilinmez, ama sevmek yetmez bazen…’

Diye devam eden yazıyla kendini rahatlamaya çalışıyordu. Ezan bitti, yine yatağa geçeyim dedi. Sessizlik de huzursuz ediyordu hani. Sonra tam yatcakken, art çıktı yatağından ve bilgisayarın olduğu odaya geçti. Engeli açmaya karar vermişti, yapamıcaktı böyle. Açtı bilgisayarı, girdi hesabına. Hesap, güvenlik, engellemeleri yönet derken engeli kaldırdı. Hala arkadaşı olarak kalcağını sanıyordu ama öyle olmadı. Ah Zuckerberg dedi içinden lanet ediyordu. Neyse bilgilerden çıkıp duvarına gircekti. Susadığını farketti, mutfağa gitti, kardeşi Zeynep de su içmek için uyanmıştı, mutfakta karşılaştı. Artık iki kardeş aynı evin içinde birbirlerinden habersizdi. Mutfakta karşılaşıp ayak üstü laflıcak kadar uzaklardı birbirlerine uzun zamandır.

O sırada Emre de ne düşünüyorsunuz bölümüne
‘Yarın büyük gün beyler, Emre’yi rahatsız etmeyin. Anladınız siz hadi.. (:’
Yazıp paylaştı. 3-5 beğeni, 2 yorum geldi bir dakika geçmeden. Beğenenlerin birisi Çağla’ydı. Az kaşar değildi o. Yorumlara gelirsek birisi en yakın kız arkadaşlarından Tuğçe, diğeriyse ortam budalası arkadaşlarından Mert’ti.

‘Emre yine alemlerde.. (:’

‘Vay aga, kim bu özele bekliyom ’

Tuğçe’nin yorumunu beğenip, Mert’e de Çağla olduğunu söyledi. Aralarında geçen ‘hadi beline kuvvet’ tarzı iğrenç erkek muhabbetinden sonra Mert’in okulu bırakmasıyla devam etti muhabbet.

Elif yine bilgisayarın başına dönmüş, Emre’nin duvarına tıklamıştı. Emre’nin duvarı herkese açıktı, Elif de dolayısıyla paylaşımını görebilecekti.






Gözde Nihan H.
Devamı sonra (:
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
tesadüf, Üzerine

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Açık

Forum Jump


Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:38.


Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2019 DragonByte Technologies Ltd.
Sponsored by |